Ankara Tabip Odası, 32 ilde 71 sağlık alanı ve tesisinin özelleştirilmesine tepki göstererek, kamusal sağlık yatırımlarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamada, şehir hastaneleri ve özel sağlık sektörüne aktarılan kaynakların kamu hizmetlerini zayıflattığı savunuldu.
Ankara Tabip Odası, Cumhurbaşkanlığı Kararı ile 32 ildeki 71 sağlık alanı ve tesisinin özelleştirilmesine tepki gösterdi. Oda, sağlık hizmetlerinin kamusal bir hak olmaktan çıkarılarak piyasa odaklı bir yapıya dönüştürüldüğünü savundu.
Yapılan açıklamada, “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile birlikte sağlık sisteminin kamusal hizmet anlayışından uzaklaştırıldığı ve özel sektöre alan açıldığı ifade edildi. Kamu kaynaklarının özel sağlık sermayesine aktarıldığı iddia edildi.
Açıklamada, son yıllarda özel hastanelerin kamuya kıyasla daha hızlı büyüdüğü belirtilerek, sağlık sisteminde özel sektörün ağırlığının arttığına dikkat çekildi. Teşvik politikalarının bu büyümeyi desteklediği savunuldu.
Tabip Odası, şehir hastanelerine yapılan yüksek ödemelere dikkat çekerek kamu bütçesinden günlük yüz milyonlarca lira aktarıldığını ileri sürdü. Bu durumun sağlık hizmetlerinde kaynak dengesizliği yarattığı ifade edildi.
Açıklamada, sağlık tesislerinin satışı yerine kamusal yatırımların güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı:
"Sağlıkta Dönüşüm Programı ile başlayan bu süreç, bugün sağlık tesislerinin doğrudan satışa çıkarılmasıyla nihai aşamasına ulaşmıştır. Kamu kaynaklarının holdingleşmiş özel sağlık sermayesine aktarıldığı, hastaların hizmete erişmek için her geçen gün daha fazla 'katkı payı' ödediği bu model sürdürülebilirliğini yitirmiştir.
Şehir hastanelerine günlük 390 milyon lira ödenirken, Sağlık Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesinin yalnızca yüzde 27,54’üne karşılık gelen 406 milyar 255 milyon lira koruyucu sağlık hizmetleri için ayrılmıştır. Bakanlık bütçesinden sağlık emekçilerine ödenecek maaş ve ücretlerle SGK devlet primi gideri ödemeleri çıkartıldıktan sonra, doğrudan koruyucu sağlık hizmetleri programı için kişi başına ayrılan yalnızca 2 bin 476,9 liradır.
Kamusal sağlık sisteminin ve halk sağlığının tasfiyesi anlamına gelen bu özelleştirme hamleleri, toplum sağlığını piyasanın insafına terk etmekte ve sağlığı bir hak olmaktan çıkarıp kar nesnesine dönüştürmektedir. Azalan kamu payı ve artan borç yükü karşısında, sağlık tesislerinin satışı değil, kamusal sağlık yatırımlarının güçlendirilmesi bir zorunluluktur."
Türk Tabipleri Birliği (TTB) yetkilileri de yapılan uygulamaları eleştirerek, kamuya ait sağlık alanlarının satışını “mirasyedi evlat” benzetmesiyle değerlendirdi. Sağlık altyapısının korunması gerektiği ifade edilen açıklamada şunlar kaydedildi:
"Bunların önemli bir kısmı aktif olarak sağlık kurumu veya bakanlığın idari birimi olarak, Aile Sağlığı Merkezi olarak kullanımda zaten. Buradan elde edilecek gelirle Sağlık Bakanlığı'nın sağlık yatırımı yapacağı söyleniyor. Bunun garipliği şurada: Diyorlar ki, 'Hastaneleri satıyoruz çünkü hastane yapacağız'. Sattıkları yerler genellikle o illerde halkın en kolay ulaştığı, hizmet alabildiği alanlar. Şehir hastaneleri gibi şehrin dışına daha büyük hastaneler yaparak, şehir içindeki bu alanları tamamen özel sektöre terk etme planıdır bu. AKP iktidarı ne yazık ki mirasyedi evlat gibi davranmaktadır. Bu milletin 100 yılda biriktirdiklerini mirasyedi evlat edasıyla satıp, savmaktadır. Biz sağlık çalışanları olarak buna izin vermeyeceğiz"
