Türkiye'de antidepresan kullanımı 10 yılda yüzde 69 arttı: "Kadınlarda depresyon riski daha yüksek"

Türkiye'de antidepresan kullanımı 10 yılda yüzde 69 arttı: "Kadınlarda depresyon riski daha yüksek"

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) raporları, Türkiye’deki antidepresan kullanımına ilişkin verileri ortaya koydu. Verilere göre Türkiye, toplam antidepresan tüketiminde OECD ortalamasının gerisinde yer alırken, son

10-15 yıldaki kullanım artış hızında OECD genelini ikiye katladı. 24 Saat Gazetesi’nin haberine göre; verileri Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Saffet Gönül 24 Saat Gazetesi için değerlendirdi.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) sağlık verileri ile uluslararası ilaç takip kuruluşu IQVIA raporları, Türkiye’deki antidepresan tüketim eğilimlerine dair kapsamlı bir tablo sundu. İncelemeler, Türkiye'nin mevcut kullanım hacmi bakımından birçok Batı ülkesinin gerisinde olduğunu ancak tüketim ivmesinde dünya genelindeki artış oranlarını geride bıraktığını gösteriyor.

Açıklanan verilere göre, statik kullanım listelerinde Türkiye, 1000 kişi başına düşen 61 günlük doz (DDD) ile OECD’nin 77 doz olan genel ortalamasının altında bulunuyor. Toplam tüketim sıralamasında İzlanda 168 doz, Portekiz 152 doz ve Kanada 130 doz ile listenin ilk sıralarında yer alırken, Türkiye bu ülkelerin mevcut hacim olarak gerisinde seyrediyor.

antidepresan3.jpg

Buna karşın, son 10 yıllık dinamik artış grafiği incelendiğinde Türkiye’deki tüketim ivmesinin OECD ortalamasından yaklaşık 3 kat daha hızlı tırmandığı saptandı. OECD genelindeki ortalama tüketim artışı yüzde 20-23 bandında kalırken; Türkiye'de antidepresan kullanımı son 10 yılda 36 dozdan 61 doza yükselerek yüzde 69'luk bir artış kaydetti.

Sağlık raporlarında yer alan analizlere göre, İzlanda ve İngiltere gibi Batı ülkelerinde psikolojik destek mekanizmaları ile antidepresan kullanımı 20-30 yıllık bir normalleşme geçmişine sahip bulunuyor. Bu nedenle söz konusu ülkelerin tüketim grafikleri yüksek bir tabandan başlayarak doymuş bir eğride (yatay seyirde) ilerliyor.

Sürece daha düşük bir tüketim tabanıyla başlayan Türkiye’de ise geçmiş yıllarda psikiyatrik tedaviye yönelik var olan toplumsal çekincelerin son 10 yılda kırılması, tüketim grafiğinin dik bir ivmeyle yükselmesinde temel etkenlerden biri olarak gösteriliyor.

Pandemi sonrası antidepresan kullanımı arttı

Akademik çalışmalar ve IQVIA tarafından derlenen istatistikler, COVID-19 pandemisi döneminde (2020-2022) ülkeler arasında ruh sağlığı haritasında belirgin ayrışmalar yaşandığını ortaya koydu. Pandemi sürecinde Hollanda, İtalya, Norveç ve Litvanya gibi Avrupa ülkelerinde antidepresan tüketim hızında dramatik bir sıçrama yaşanmadığı ve grafiklerin stabil kaldığı gözlendi.

Buna karşılık Türkiye’de pandemi dönemiyle birlikte tüketim hızı sadece iki yıllık bir kesitte yüzde 20'den fazla artış gösterdi. Bu süreçte Türkiye ilaç piyasasına 10 milyon kutu ek antidepresan sürüldü.

antidepresan-4.jpg

5 dakikalık randevu süresi danışana yetmiyor

Almanya ve Fransa gibi OECD ülkelerinde uygulanan sağlık sistemleri, hastaları doğrudan ilaç tedavisine yönlendirmeden önce uzun süreli psikoterapi seanslarını genel sağlık sigortası kapsamına alıyor. Türkiye'de ise kamu sağlığı sisteminde yaşanan yoğunluk ve randevu sürelerinin 5 dakikaya kadar gerilemesi, batı ülkeleriyle aradaki yapısal farkı büyütüyor. Peki Türkiye'de antidepresan kullanımına ilişkin veriler sahaya nasıl yansıyor? Pandemi, antidepresan kullanımındaki artışı artırdı mı? Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Saffet Gönül 24 Saat için yanıtladı.

Türkiye’de yıllık antidepresan satış rakamının 71 milyon kutu olduğu belirtiliyor. Nüfus artış oranı ve son 10 yıllık süreci kıyasladığımızda bu sayı klinik olarak sizi şaşırtıyor mu?

Bu veri beni şaşırtmaz. Burada temel problem, 71 milyonun yıllık bir satış rakamı olmasıdır; kaç kişi olduğunu görebilmek için bunu 12 aya bölmeniz gerekir. Yıllık 71 milyon kutuyu 12'ye böldüğümüzde aylık yaklaşık 6 milyon kutu yapar, bu da kabaca 6 milyon kişinin antidepresan kullandığını gösterir. Antidepresanlar depresyon dışında birçok hastalıkta da kullanılır. Kullanımın yüzde 70 ila 80’inin anti-anksiyete bozukluğu ya da depresyon olduğunu varsayarsak, bu ülkede yaklaşık 4 milyon kişi demektir.

Herhangi bir anda toplumda hayat boyu değil, anlık olarak erkeklerde yüzde 4 ila 6, kadınlarda ise yüzde 8 ila 10 civarında depresyon görülür. Birçok depresyon hastası bu ilaçları yıllarca, yani kronik olarak kullanmaktadır; 8-10 sene, hatta 20 sene antidepresan kullanan hastalar var. Dolayısıyla aynı anda Türkiye'de 4-5 milyon insanın depresyon ya da anksiyete sebebiyle antidepresan kullanmasını doğrudan çevresel bir etkiye bağlamak zor.

antidepresan5.jpg

"Mutsuz insanla depresyondaki kişiyi ayırmak lazım"

Son yıllarda antidepresan kullanımındaki bu artışı ekonomik ya da çevresel sıkıntılara bağlayabilir miyiz?

Ekonomik sıkıntıyla bunu açıklamak zor. Zannedildiğinin aksine depresyon basitçe bir mutsuzluk değildir; kendi başına ciddi bir hastalıktır, anksiyete bozukluğu da böyledir. Savaş, deprem veya ekonomik kriz gibi çevresel faktörler bunu artırıyor olsa da mutsuz insan ile depresyondaki insanı birbirinden ayırt etmek lazım. İnsanlar ekonomik veya siyasetten dolayı mutsuz olabilirler ama bu durum onların klinik anlamda depresyona girdiğini göstermez.

Eskiden bu kadar değildi, şimdi niye arttı derseniz; artık insanlar doktorlara ulaşmaya başladı ve antidepresan kullanımına yönelik toplumsal bakış değişti. Sosyal medyada herkesin kendine veya başkasına teşhis koyması, psikiyatrik terminolojinin yanlış kullanılmasıdır. Depresyon kişinin hayatını çok olumsuz etkileyen ve tedavi edilmesi gereken ciddi bir klinik tablodur. Hesaplarımıza bakarsak, eğer 4-5 milyon kişi antidepresan kullanıyorsa en az tedavi görmeyen bir 3 ya da 4 milyon insan daha depresyondadır. Yani, "Bugün bana güzel bir haber geldi, oradan sonra depresyonum geçti" gibi bir durum söz konusu değil.

Klinik Teşhis Hakkında: "Konuya hakimse insan kendinden şüphelenip tanı koyabilir. Nasıl bir kalp doktoru olmasa da bir kişi kalp krizi geçirdiğinden şüphelenip doktora gidebiliyorsa, insanlar da şüphelenir ve tanı konulabilir. Ancak bugünkü geniş anlamdaki sokak kullanımı bizim için belirleyici değildir."

Toplumda geçmiş yıllara oranla psikoloğa veya psikiyatriste gitme konusundaki önyargılar kırıldı mı?

Psikiyatristler olarak ciddi hastaları görüyoruz; hayat kalitesi belirgin şekilde düşmüş, günlük hayatına devam etmekte zorlanan, intihar riski olan, çevreye zarar verme ihtimali bulunan ya da ciddi şekilde zihinsel fonksiyonları bozulmuş insanları tedavi ediyoruz.

Son 15 yıla baktığımızda hem nüfustan dolayı hem de ulaşılabilirliğin, online randevu sistemlerinin ve ulaşım imkanlarının artmasından dolayı hasta sayısında her zaman bir artış var. Toplumda genel olarak bakış açısı olumlu yönde çok değişti. İnsanlar genel toplum içinde kendileriyle ilgili konuşmakta hâlâ zorlansalar da, kendilerini kötü hissettiklerinde tedaviye gelenler de belirgin şekilde arttı. Bu da psikiyatrik hastalıklara karşı bilincin geçmiş yıllara göre artışının bir göstergesi.

Lütfen gerekli alanı doldurun.
Image